30 Ekim 2012 Salı

BEN KÖŞE LAMBASI DEĞİL, SEVGİ İSTİYORUM...


Merhamet, bir kere içinize işledi mi çıkmıyor.  İhtiyacınız olan şey sevgi ve aşk ise bütün dünya nimetleri boş gelir size..  İyi insan yüreği ile düşünür  ona aptal denir. kötü insan aklı ile düşünür ona zeki denir, her ikisini kullananlara ise biz aptallar ve zekiler dahi diyoruz.   
Bedenin nasıl suya ve oksijene ihtiyacı varsa bazı insanlarında kalplerinin sevgiye öyle ihtiyacı vardır. Antalyalı ile bayrama Üç gün kala görüştük. Adam hafta sonu yanıma geldi. Beraber güzel bir gece geçirdik. Ertesi gün gez dolaş yapacak bir şey bulamayınca alışveriş merkezlerine gidelim diye tutturdu. Her girdiğimiz mağazadan kendine bir şey aldı. Aynı şekilde benimde bir şeyler almamı istedi. Lakin benim için parasını çarçur etmesini istemiyordum.  Bir mağazada köşe lambası beğendim. Fiyatı ikiyüz küsürdü. Tutturdu alalım diye, içimden geçirdim ‘’alsın aq sana ne’’, sonra adamın gözlerinin içine baktım, yüreğini gördüm. Beni mutlu etmek için çırpınıyordu. Hemen kolundan tutup çektim ‘’yürü gidelim, benim odama bu çok büyük’’ deyip zar zor da olsa caydırdım. Beni mutlu etmek isteyen insanları kullanamam. Onların bu çabası zaten beni çok mutlu ediyor, ben köşe lambası değil sevgi istiyorum. İşte diyeceğim o ki; eğer ruhunuza fahişelik işlemediyse ve merhametliyseniz sizden bir bok olmaz.

Antalyalı ile bir dünya bayram tatili planı yaptık. Sözde bayramı beraber geçirecektik ama yanımdan gittikten sonra bir daha ne aradı ne sordu. Ne olduğu konusunda hiçbir fikrim yok. Belki Antalya Ankara yolu arasınada TEMA’ nın ağaç dikim seferberliğine katıldı. Sonrada ayağına takılan taş yüzünden yuvarlanıp uçuruma düştü. AKUT kurtarma ekiplerinin tüm çabalarına rağmen parçalanmış cesedine ulaşılamadı.  En masum düşüncem şuan için böyle. Onun yüzünden Bütün bayramı evde bekleyerek geçirdim. Ardından kendime ya biri yoksa dedim, ya tüm hayatın boyunca yaşarsan ve kimse beklemiyor olursa, bunun gibi piçler yüzünden her bayramı ya böyle bekleyerek geçirirsem.  Anlayacağınız ‘’deveye diken insana siken’’…O değil de ölmeden abajuru alaydı iyiydi…
Sırf o abajura para verip benim için masraf yaptı diye belki bu salak, sonradan görme götoş herif bayram tatili için yanıma gelirdi… Yarrak var gibi gene acıdım, gözlerinin içinde yüreğini görmüş müyüm neyim,  yürek değildi o, ebenin amıydı…. Oturdum götümün üstüne, bütün bayram kocası askere gidince doğurmuş karılar gibi mörül mörül gözlerim yollarda bekledim…
Şimdilerde arayışta değilim, hiçbir şeyde istemiyorum. Yalnızlığımla mutluyum. Odamın karanlığı güneş gibi bana, içsel hesaplaşmalarla boğuşuyorum. 

19 Ekim 2012 Cuma

TAŞŞAKLARI GÜL KOKAN YARİM


Çok mesafeler kat ettim ama olmadı. İstanbullu ile Üç harika gün geçirdikten sonra Ankara’ya dönüş için bilet aldım. Kendisinin arkadaşları ile toplantısı olduğu için akşam On otobüsüne beni uğurlayamadı. Problemde değildi, Anlayışla karşıladım. Lakin beni Ankara’ya döndükten iki gün sonra ‘’vardın mı? İyiminsin?’’ diye aradı… Sanki Tibet’e gidiyorum aq. Aradan İki gün geçmiş adam beni arıyor. Bende ‘’yok canım otobüs Nepal da rötar yaptı. 2 gün sonra ancak inecek’’ dedim. ‘’Ne’’ dedi, ‘’bi siktir git ya’’ deyip yüzüne kapadım telefonu… 

  Arkasından tekrar aramalar, mesajlar v.s vs. bitirdim. Sonrası koca bir boşluk. Uzun süredir hiçbir şey ile uğraşmak istemiyorum. Her gün mutlaka Üç posta asılıyorum. Boşaldıktan sonra kendimi yatağa atıp etraftaki peçetelere bakıyorum. Arkadaşlarım duymasın diye sessizce devam eden porno filmi az önce beni içine almışken şimdi bana çok uzak geliyor, kafamı tavana dikiyorum. Duş almakta olan komşumun banyoda çaldığı ıslık ve fayanslara vuran şapır şupur su sesi geliyor kulağıma. Ve uzun zamandır boy abdesti almadığımı fark ediyorum.Hiçbir şey düşünmediğim anda ne kadar berbat bir halde olduğumu anlıyorum. Bu Ankara’daki 5. Yılım ve birçok ilişki yaşadım. Tek gecelik birlikteliklerin bana bıraktığı; sabah kalktığımda boynumda taşıdığım iz ve birbirimize attığımız doğmayacak olan piçler. Elime geçen hiçbir şey yok.  Hayır her sikiştiğimden  yirmi tl  alsaydım şimdi Ataköy'de bir yata, Tarabya'da bir kata sahip olurdum...  Duygusal bir bir birliktelik umuduyla her gördüğüm erkeğe sarılacağıma Kerhanede çalışıyor olsaydım devletin dış borçlarını kapatır, Otuz iki çocuk evlatlık alıp bir aşiret kurabilirdim. Aşka olan inancımı tamamen kaybetmiş durumdayım. Onun kılı, bunun yumağı, bunun adonisi bunun baldırı, bunun siki, bunun sümüğü  derken bende Serdar Ortaç gibi gecelerin adamı oldum. 

Her zaman hayatımda biri olsun, benimle ilgilensin, sahip çıksın, arasın, sorsun, Gerekirse sabah O işe giderken arabası ile beni okuluma bıraksın. Akşamüzeri iş çıkışlarında havanın yağmurlu olduğu günlerde beni şemsiyesi ile okulun önünde beklesin, evimize gittiğimizde ben ıslanmayayım diye şemsiyenin büyük kısmını bana yığdığı için omuzları hafif nemlenmiş paltosunu çıkarıp dudaklarına öpücük kondurayım, ona yemek hazırlayayım, beraber gülelim, beraber ağlayalım, beraber manavdan alışveriş yapalım istedim. Ben ona seni çok seviyorum dediğimde gözlerindeki ışıltı bana cevabı olsun istedim. Hastalandığında ona çorba hazırlayıp, sabahlara kadar uyumadan başında bekleyeceğim biri olsun istedim. Hani birazda kabul ediyorum ev erkeği ruhu taşıyorum…  Sevgilim hayatta karşı güçsüz düştüğünde ona sımsıkı sarılıp ‘’ben ölene kadar yanındayım seninleyim korkma’’ demeyi çok istiyordum. Ama olmadı olmuyor artık daha da zorlaştı. Çünkü devamlı biriyle sikişip, daha iyisi çıkar mı? Düşüncesi benliğimi sardı ve çok sıradan bir hal haline geldi.  Ahlak dışı olarak görmüyorum önüme gelene götümü siktirmeyi. Eskiden sadece ’’ ben duygusal bir birliktelik istiyorum uyar mı?’’ derdim. ‘’Evet’’ dediği anda fotosunu bile görmeden, görünüş bile sormadan sohbete günlerce devam edebilirdim. Şimdi ilk sorduğum soru;  slm, görünüş, arayış ne oldu.  Acısını kalbimde taşıdığım, Sezen Aksu’nun her şarkısında aklıma getirdiğim, tek ilişkim ilk aşkım oldu. Ve o meymenetsiz sikik herifin hayatımın sonuna kadar anılarını ruhumda taşımak istemiyorum. 

Yeniden âşık olmak istiyorum. Yeniden birini kaybedince ölecekmişim hissine kapılmak istiyorum ve ben yeniden onun gözlerini gözümün önüne getirdiğimde yüzüme yerleşecek aptal gülümsemeyi yaşamak istiyorum. Yaşama bağlanıp dik durmak istiyorum. Yoksa bu gidişle Guinnes rekorlar Kitabında  Türkiye'ye ait 78. rekor domalma olacak...